30 Haziran 2008


THE WHITEST BOY ALIVE
DREAMS


Herkesin bir beyaz atlı prensi vardır ya. Benimki kurbağa. Evet, ilk duyduğum andan beri çimlerde yalın ayak koşmak, beraber minik balerinlere çaça öğretmek, kocaman gözlükler takıp dünyayı cam dibinden görmek istediğim Kuzeyli bir siğil cihazı var: Erlend Øye... Ve Kings Of Convenience ile damarlarımdaki tüm zehri emip yerine gökkuşağı renkleri zerkeden, hele ki yağmurlu günlerde daha bir dost, daha bir sırdaş olan yüce beyin Øye hiç mi hiç boş durmuyor. Bugünkü dersimiz bu gözlükten oluşma adamın ikinci projesi The Whitest Boy Alive. Eminim siz çalışkan çocuklar dersinizi çoktan çalıştınız ve albümü hap yapıp günde iki kere yuttunuz.Hatta geçen sene Babylon'a uğradığında beraber tempo tuttunuz. Ama gelin yeniden yıldızlarla dolduralım karnenizi...

Bu ak pak çocuklar (sayıyla 4) Berlin'de bir araya gelmiş ve debü albümleri Dreams'in çıkış tarihi 2006 yazı. Şimdi ortada şöyle bir sorun var. Dreams zaten benim dreamlist'imi oluşturuyor ve bu durumda hangi şarkıdan başlayacağımı bilemiyorum. Ama derin bir nefes alıp kontrolsüz gücümü Darth Vader edasıyla kontrol altına alma zamanı geldi ve ilk şarkımız Above You olsun hadi. Zaten albüm kulaklarıma değer değmez bu şarkıyla öyle derin bir bağ kurmuştum ki liken gibi yapıştırmıştım kulak zarıma. Hem yağ gibi kaygan vokali, hem de minimal gitar tonları ile deniz dibindeki algler gibi salınmamı sağlayan bu şarkı için beyazlara bir teşekkür... Ders notu: Herkes kendi yıldızını bulup ona uzansın.

Figures ile hızlanalım. Yine akli dengeyi kaybettirecek gitarlar ve yine hayal dünyasında çizilen bir sürü bir sürü tablo. Üstelik içinden geçen birkaç dize var ki sanırsınız bilmem kaç kalibrelik tabancadan çıkmış: What did I give you? That's harder to answer than what did I take. What did I mean to you? Ders notu: Kimse sevdiğini bırakmasın.

Golden Cage'de hapsolmaya ne dersiniz bülbül misali? Yine sihirle süslü, beyni kemiren bir riff ve yine uykusuz her gece. Kısık ateşte özlem doldurulan insanların kaynama noktasından farkı yok işte. En efsunlu dizemiz "Yes of course I miss you and miss you bad"... Ders notu: Kaynamayın sakın.

Sıradaki alt başlık Burning. Cayır cayır yakan "Bildiğinden şaşma!" mottosuyla ve teller üzerinde sörf yapan notalarla yine klasik bir laf atacağım ortaya: Böyle de şarkı yapılmaz ki! İnsanın ateşi böyle de çıkarılmaz ki! Ders notunu da ekleyeyim: Kibritle oynamayın.

Inflation'a geldiğimizde ise kırmızı kasklarımızı başımıza geçirip Burning'in çıkardığı yangını su hortumlarımızla söndürmeye koşuyoruz. Bir siren sesi ki çın çın, hemen sensörleri açıyor sonuna dek. Çok fena dans ediliyor Pet Shop Boys klibinden fırlamış itfaiyeci moduyla. En beyaz adam sen çok yaşa!

Beş şarkı daha var albümde ve ballı süt üzerine yemin ediyorum ki hepsi hakkında sayfalarca yazıp ansiklopedi boyutunda bir tomar çıkartabilirim. O yüzden siz iyisi mi kendiniz dinleyip kendiniz bağra basın. Øye pabucu yarım, çık dışarıya şarkı yapalım!


Sobermag - 11.3.07

1 yorum:

Kar dedi ki...

:( I can´t understand nothing....

I see your link in Last.fm, but *.*

greetings from México...(in Last.fm I'm Karkarkarrr :) )